Yazılar veya Yorumlar 28 August 2008

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

MISIR

MISIR

(Zea Mays)

Mısırın şifalı özellik taşıyan kısmı püskülüdür.Diüretik özelliklere sahiptir,kilo verdirir.

Eğer mısır püskülü tam olarak kurutulamazsa diüretik özelliğini kaybeder laxatif özellik kazanır.

İdrar yolları sorunlarında,taşlar için,kalp zarında su toplanması halinde,böbrek iltihabında,sistitde,renal kolikte,gut ve romatizmada faydalıdır.

Çocuklar ve yaşlılarda yatak ıslatmaya karşı kullanılır.

Bütün bu rahatsızlıklar için çayından 2-3 saat arayla 1 yemek kaşığı içilir.

KULLANIMI:

Çayı:Çeyrek litre kaynar su ile 1 tepeleme çay kaşığı bitki 3 dakika demlenir,tatlandırılmaz.

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

ÖKSÜRÜK OTU

ÖKSÜRÜK OTU

(Tussilago farfara) Öksürük otuna Romalılar filius ante patrem derlerdi yani babadan önce gelen oğul.Çünki çiçekleri yapraklarından önce çıkar.Bahar aylarında kış örtüsünün altından sarı çiçekleriyle ilk önce çıkan bitkidir. En iyi killi topraklarda yetişir.Böcekler ve arılar ilk nektarlarını almak için ona gelirler. Göğüs hastalıkları üzerindeki etkisi ve iltihap kurutucu özelliği nedeniyle bronşit,gırtlak iltihabı(larenjit),farenjit,bronşial astım,akciğer zarı iltihabı(zatülcenb) ve akciğer tüberküloz başlangıcında başarıyla kullanılır. Öksürük ve ses kısıklığı için bitkinin çayı balla karıştırılarak mümkün olduğunca sıcak olarak gün boyu içilir. Mayıs sonları C vitamininden çok zengin olduğundan çorba ve salatalarda kullanılır. Yapraklar çiçeklerden daha fazla tıbbi değere sahiptir,çay yapımı için yaprak ve çiçekler beraber toplanır. Taze yapraklar ezilip lapa haline getirilip göğüs üzerine uygulanırsa zatürre,yılancık(erizipel)ve bursit hastalıklarına iyi gelir. Bu lapanın etkileri şaşırtıcıdır. Sıraca yaralarında yaprakların dekoksiyonuyla kompresler yapılır. Kronik bronşit ve nefes darlığında günde bir kaç kez bitkinin yaprak ve çiçek saplarının buharı solunulmalıdır. Ayak şişleri yaprakların dekoksiyonuyla banyo edilmelidir. Yapraklarından hazırlanan bir şurup ciğer hastalıklarında kendini kanıtlamıştır. Büyük bir toprak kaba bir kat yaprak bir kat ham şeker konur.2-3 kat parşömen kağıdıyla kaplanır.Bu şekilde toprağın altına fermente olması için gömülür.8 hafta sonra topraktan çıkartılır ve kaynatılır.Bu şurup kış ve gribe karşı en etkili savunmamızdır. Astım,bronşit ve sigara kaynaklı solunum sorunlarına karşı taze yaprakların suyu sıkılarak günde 2-3 çay kaşığı alınır.

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

YOĞURT OTU

YOĞURT OTU (Galium) Yoğurt otunun yaprakları halka dizilişlidir ve çiçekleri yeşilimsi beyazdır. Sapları tırmanmayı kolaylaştırmak için kanca şeklinde tüylerle kaplıdır. Bu bitki bal gibi bir koku salgılar ve en iyi haziranda toplanır. Tekrar belirtmek isterim taze bitki daha fazla şifalı özelliğe sahiptir. Kışın bile karın olmadığı toprak alanlarında yoğut otu bulunabilir. Yoğurt otunun 3 türü vardır her üç türü de benzer tıbbi özellikler gösterir ve aynı şekilde kullanılır. Yoğurt otu çayı karaciğeri,böbrekleri,pankreası temizler ve antioksidandır,zehirli atıkları atar. Lenf sistemi rahatsızlığından muzdarip olanlar bu bitkinin çayını her gün içmelidirler. Kansızlık ve idrar tutukluğunda faydalıdır. Haricen kullanıldığında pek çok deri hastalığında,yaralarda,haşlanmalarda, siyah noktalarda faydalıdır. Yüz yıkamalarında cildi gerginleştirir. Yoğurt otunun taze sıkılmış suyu hastalıklı bölgeye sürülür ve kuruması beklenir.

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

Biberiye

Biberiye

Küçük iğne uçlu yapraklı bitki (Lamiaceae) nane ailesindendir. 1-2 m. boyundaki bitki kışın yapraklarını dökmez. Kafur ya da ökaliptus kokusunu andıran güçlü bir aromaya sahiptir. İlkbahar ve yaz aylarında açan çiçekleri, beyaz, açık mavi, ve mavi renklidir. Yapraklarının tadı acımsı baharlıdır. Yapraklarından ve uçucu yağından yararlanılır.

Tarihçe:
Tıbbi alanda, biberiyenin birçok hastalığın tedavisinde eski çağlardan beri kullanıldığı ifade edilmiştir. Damıtma yöntemiyle uçucu yağını ilk kez Araplar elde etmeyi başarmışlar ve biberiyeyi sıklıkla kullanmışlardır. Bitkinin kullanımı Ortaçağ’da yaygınlaşmıştır.

Biberiye yaprakları ile lavanta, nane, pelinotu ve üzerlik karışımından elde edilen Aqua Vulneraria Sprituas, kurşun yaralarının sarılmasında, çıbanların ve yaraların temizlenmesinde kullanılmıştır. Avrupa’da halk arasında bu sudan, hastalıklı saç dökülmeleri ve kan emici parazitlerin yok edilmesinde de yararlanılmıştır.
16.yy’da taze biberiye yaprakları ile az ölçüde bir tür nane yaprağı ve lavanta karışımından elde edilen Aqua Regina Hungaria adı verilen sıvı, 72 yaşındaki Macar kraliçesi Isabella’nın eklem sancılarından kurtulmasını ve canlılık bulmasını sağlamıştır.

Biberiye, hekimler tarafından birçok hastalığın tedavisinde yararlanılan bir bitki olagelmiştir. Dioskurides, belirli mide hastalıklarında ve sarılıkta biberiye kullanıldığına değinmekte; Archingenis’in, merhem olarak felce ve preparat olarak tatanoza karşı biberiye kullandığı belirtilmektedir. Galen, biberiyenin taze yapraklarının öz suyu ile baldan elde edilen karışımın donuk gözleri aydınlığa kavuşturduğunu yazmaktadır. Lonicerus, biberiyenin içten kullanıldığında karaciğer ve kan temizleyici, sidik söktürücü, terletici özellikleri olduğunu, ayrıca sindirim bozukluklarında, epilepside, menstrüasyon gecikmelerinde faydalı olduğunu belirtirken, dıştan kullanımda ise, damla hastalığına ve kansere iyi geldiğini, dölyatağı temizleyici ve çocuk yapma gücünü artırıcı özellikleri olduğuna değinmektedir. Mathiolus’un, bunların yanısıra uyku hastalığına ve felce karşı biberiye kullandığı, diş ve eklemleri güçlendirici, çıban ve yara temizleyici olarak bu bitkiden yararlandığı belirtilmektedir. Leclerc de benzer şekilde ateşli hastalıklardan sonra görülen bitkinlikte ve yorgunlukta, zihinsel yorgunlukta ve sindirim bozukluklarında biberiyenin faydalarından behsetmektedir.Madaus da biberiyeyi birçok kadın hastalığında kullandığını yazar, menstrüasyon bozuklukları, beyaz akıntı, yaşdönemindeki sinir bozuklukları bunlar arasındadır.

Tıbbi Nitelikleri:
-Antiseptik,
-kramp çözücü,
-dolaşım ve sinir sistemini aktive edici,
-uyarıcı,
-yara iyileştirici,
-safra arttırıcı,
-idrar söktürücü.

Temel Bileşenleri:
Yaprakları %1-2.5 oranında uçucu yağ içerir.
Therein ve 1,8-cineol %30 oranında,
kafur %15-25 oranında,
borneol %16-20 oranında,
bornyl acetate maksimum %7 oranında bulunur.

Botanik:
Kumlu, balçıklı toprakları sever, ılıman iklim bitkisidir. Akdenize kıyı ülkelerde ve ülkemizde de Marmara, Ege ve Güney Anadolu’da yabani olarak yetişmektedir. Aynı zamanda süs bitkisi olarak da yetiştirilir. Bahçede güneşi iyi alan hafif nemli bir yerde yetiştirmek mümkündür. Yaz kış yeşil kalan bitkiye makilerde, kuru yamaçlarda rastlanabilir. Boyu 2 m’ye ulaşan bitki, sık dallıdır. Kökleri yaşlandıkça beyazdan kahverengiye dönüşür. İnce uzun gövdesinin alt tarafı odunumsudur. Yaşlandıkça kabuk kabuk olup kalkmaya başlar.Sık dallara yapışık, sık ve karşılıklı çıkan yapraklar iğne uçlu yaprakları andırır.Boyları 3-4 cm ve genişlikleri 3-4 mm kadardır.Yaprakların üstleri parlak yeşil ve düzdür, altları ise beyaz tüylerle kaplıdır. Açık mavi, mavi ya da beyaz çiçekler yaprak diplerinden çıkarlar ve çoğunlukla bitkinin üst tarafında toplanırlar. Mart ayından temmuz ayına dek açarlar.

Kullanım Biçimleri:
İçten ve dıştan kullanılır. Çay, şarap, alkol, uçucu yağ ve banyosu hazırlanır.

Çay hazırlamak için, 1 çay kaşığı biberiye yaprağı ya da 1 kahve kaşığı biberiye tozu 150 ml suda haşlanır, 10 dakika demlendirilir ve süzülür.

Şarap hazırlamak için, 1 avuç dolusu kuru biberiye yaprağı (50-60 gr), 1 lt iyi nitelikli beyaz şarapta 15 gün dinlendirilir ve süzülür. Ağzı sıkı kapanabilen şişelerde saklanır.

Biberiye alkolü hazırlamak için, 250ml %70′lik alkolde 1 avuç dolusu (50-60) gr yaprak 15 gün dinlendirilir ve süzülür.

Uçucu biberiye yağı hazırlamak için, taze yaprakları su buharı damıtma yöntemi kullanılır.

Biberiye banyosu hazırlamak için, 1 avuç dolusu yaprak (50-60) gr, 1 lt suda kaynama noktasına dek ısıtılır ve 30 dakika sıcak su banyosunda demlendirilerek süzülür. Elde edilen sıvı banyo suyuna eklenir. Ya da, 3 gr uçucu yağ, 1 lt %70′lik alkole karıştırılır ve banyo suyuna eklenir. Banyodan sonra dinlenilmesi ve biberiye içindeki kamferin uyarıcı etkisi nedeniyle banyonun uykusuzluğa neden olabileceği gözönüne alınarak geç saatlerde yapılmaması tavsiye edilir.

Kategorilenmemiş doc.alican | 22 Haz 2008

Rezene

Rezene

Yaprakları saplı ve tüysüzdür. Bitkinin gövdeleri dik, içleri boş silindir şeklinde ve tüysüzdür. Çiçekler uzun saplı ve bileşik şemsiye durumundadırlar. Meyveleri silindir şeklinde tüysüz ve yeşilimsi esmer renktedir. Tohumları protein ve yağ bakımından zengin bir besi dokuya sahiptir. Daha çok kayalık ve kurak yerlerde yetişir.

Rezene (Foeniculum vulgare), Apiaceae (Maydanozgiller) familyasından iki metreye kadar boylanan iki yıllık kokulu otsu bitki.

Yöresel adları: Arapsaçı, İrziyan, Raziyane, Mayana

Drog adı : Foeniculi fructus /meyve(tohum)

Tentür : Foeniculum Ø(başlangıç tentürü), D1-D2

Eterli uçucu yağ: Foeniculi aetheroleum

Bitki özelliği: Rezene bir kültür bitkisidir,doğada aranmaz.

Bileşim: Ortalama %8 civarında eterli uçucu yağ(%80 Anethol, Fenchon ve Methylchavicol), flavonlar, Bergaptan ve Storiniçerikli cumarinler.

Etkileri: Gaz söktürücü, kramp çözücü,uyarıcı, anne sütünü arttırıcı, balgam söktürücü,sindirim problemleri, mide krampları.

Kullanım alanları: Rezene, öksürükte balgam söktürücü, özellikle bebekleri ve küçük çocukları yatıştırıcı ve mide şişkinliklerini giderici olarak geliştirilmiş pek çok ilaçta etken madde olarak kullanılır. Kullanımı kolay olduğu için, sindirim sorunu olan bebeklere ve küçük çocuklara rahatlıkla verilebilir.Rezene, sindirim sistemi kramplarını çözücü etkiye de sahiptir. Anne sütünü arttırır. Bebek mamalarına rezene çayı karıştırıldığında, gaz sancıları yaşanmaz. Sindirim sorunlarından kaynaklanan baş ağrılarını da dindirir. Kısaca ve genellikle, sindirim problemleri, şişkinlik, iştahsızlık, balgamlanma, adet görme zorlukları, göz kapağı iltihabı ve sinirlilik hallerine karşı başarıyla kullanılabilir.

Bitki çayının özellikle öksürüğe ve akciğer hastalıklarına, boğmaca ve astım kramplarına karşı kullanılmasında büyük yarar vardır. Migrene karşı da denenmelidir. Bazı migren türlerinin kaynağı mide rahatsızlıkları olabilir.Rezene mideyi rahatlattığına göre, migren ağrısını da azaltabilir veya geçirebilir. Yorgun,iltihaplı veya iyi göremeyen gözler rezene çayı ile günde 2-3kere yıkanabilir veya bitki buğusuna tutulabilir.

Kullanım biçimleri: Rezene çayı: 1-2 tatlı kaşığı rezene tohumu havanda hafifçe ezilir, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür.

İştah açıcı olarak yemeklerden yarım saat önce, sindirimi uyarmak veşişkinliği gidermek için yemekten sonra,tatlandırılmadan içilir.

Öksürük ve akciğer hastalıklarına karşı, günde 3-4bardak taze demlenmiş sıcak çay biraz balla tatlandırılarak yudumlanır. Şeker hastaları tatlandırmaz.

Göz banyoları için de bu çay kullanılır.

Karışım:Rezene-anason-frenk kimyonu eşit oranda karıştırıldığında, hem daha etkili, hem de daha lezzetli bir çay hazırlanabilir. Demleme biçimi aynı rezene çayı gibidir.

Buğu tedavisi: 1-2 yemek kaşığı dolusu rezene tohumu havanda hafifçe ezilir, yarım veya bir litre kaynar derecede sıcak suyla haşlanır, büyük bir havluyla kafa örtülür ve gözler 5-10dakika boyunca etkilenmeye bırakılır. Rezene banyo kabına çok yaklaşılmamalı, buhar banyosundan sonra hemen serin havaya çıkılmamalıdır. Bu banyo suyu ısıtılarak iki kere daha kullanılabilir.

Tentür kullanımı:Foeniculum Ø, D1 veya D2 seyreltileri, iştahsızlık,şişkinlik, öksürük astım ve anne sütünü arttırma gibi durumlarda etkilidir. Günde pek çok kere, 10-15 damla, yarım yemek kaşığı ılık suya eklenerek alınır.

Göz tedavisinde, de kullanılabilir. Yarım bardak ılık suya 40-50damla tentür eklenir, göz banyosu veya kompres biçiminde kullanılır.

Eterli uçucu yağ: Kesme şekere 2-3 damla emdirilerek veya yarım bardak ılık suya 8-10 damla damlatılarak, ses kısıklığına ve boğaz ağrısına karşı gargara biçiminde kullanılır. Gargaradan sonra tükürülür.

Uyarı: Çok ender olarak deri alerjileri görülebilir. Bilinen başkaca bir yan etkisi yoktur…

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

Portakal

Portakal Portakal, besin değeri yönünden zengin ve sevilen bir meyvedir. Önemli bir askorbit asit kaynağıdır. Vitamin özellikle C vitamini yönünden oldukça zengin olan portakal, soğuk algınlıklarında, nezle ve griplerde birebirdir. Genelde kabukları soyularak yenilen portakalın suyu da kendisi kadar yaygın tüketilir. Doğal haliyle içildiği gibi alkollü ve alkolsüz kokteyllerde de kullanılan meyve sularından biridir. Çok sayıda keseciklerle dolu olan kabuğundan parfüm, şeker sanayilerinde yararlanılır, serinletici içitlerin yapımında uçucu yağları çıkarılır. Turunçgiller familyasından bir ağaçtır. Boyu 2-10 m arasında değişir. Yaprakları sert dayanıklı ve düz kenarlıdır. Meyvesi C vitamini bakımından zengindir. Kabuğunun altında sarımtırak, bazılarında ise kırmızı renkte sulu ve dilimli bir öz bulunur. Kabuklarından portakal esansı elde edilir. Eczacılıkta ve gıda sanayiinde kullanılır. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılır. Turunçgillerden bir meyve. Akdeniz çevresinde ve sıcaklık ortalaması 23° ilâ -3°C arasında olan yerlerde yetişen ağaçlardır. Bu ağaçların meyveleri portakal adini alır. Portakal meyveleri tam yuvarlak veya yumurta seklindedir. Kabukları sarimsi turuncu renkte, hoş kokulu ve suyu mayhoş tatlıdır. Portakal ağacı genellikle 2-3 m boyundadır. Verdiği meyve de 500-600 civarındadır. Yaprakları sert ve düz kenarlıdır. Kökleri derine iner. Portakal çiçekleri beyaz, beş çanak ve taç yapraklı olup hoş kokuludur. Meyvelerin kabuğunun hemen altında beyazımsı ve acımsı lezzette albedo kısmı bulunur. Meyveleri sarimsi-kırmızı renkli çok gözlü ve gözleri etli tüylerle doludur. Meyve kabuğu derimsi olup çok sayıda salgı cepleri taşırlar. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri vardır. Çekirdeksiz cins olan Finike, Mersin ve Hatay’da yetişen “yafa portakalı” kalın kabuklu ve uzunca meyvelidir. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol portakalı ise çekirdeklidir. Ince kabuklu ve suludur. Washington meşhur olup çekirdeksizdir. Türkiye’de yetiştiği yerler: Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz (Rize çevresi). Kullanıldığı yerler: Kabuklarından portakal esansı elde edilir. Bundan dolayı kabuk, çiçek ve yapraklarından parfümeride koku ve lezzet vermekte kullanılan uçucu yağlar elde edilir. Organik asitler, sekerler ve C vitamini yönünden zengindir. Ayrıca ilâçların terkibine de girerler. Portakal çiçeklerinin kaynatılmasından elde edilen su, spazm giderir. Portakal kabuklarından yapılan şurup ise mide hastalıklarında kullanılır. Soğuk algınlığı, grip ve nezlede faydalıdır. Ateşi düşürür. Seker hastalarına faydalıdır. Cildi güzelleştirir.

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

Maydonoz

Maydanoz

Akdeniz ülkesi bitkisi olan maydanoz kök ve yapraklarından yararlanmak amacıyla üretilir. Yeşil yaprakları yemeklerde ve mezelerde garnitür olarak kullanılırken köklerinin de bazı yemek ve çorbalarda kullanılabilmektedir.

Günümüzde üretimi yapılan maydanozlar başlıca 2 ayrı grupta yer almaktadır.

Petroselinum crispum (Mill.) var. Neapolitanum Danert : Yaprak maydanozu olup yaprakları parçalı büyük ve küçük, kıvırcık ve düz, ince ve geniş olan formları vardır. Kökleri ince yapılıdır. İki ana grubu vardır.

Düz yapraklı maydanozlar : Ülkemizde yetiştirilen gruptur.
Kıvırcık yapraklı maydanozlar : Yaprakları çok kıvırcıktır.

Petroselinum crispum (Mill.) var. Tubesorum Crow. : Kök maydanozu olup, yaprakları çok incedir. Kökleri havuç gibi şişkin kısa, küt, uzun veya geniş olabilmektedir.

Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de 12 ay boyunca pazardan eksik olmayan maydanoz E vitamini bakımından oldukça zengin kokulu bir sebzedir. Yemek ve salataların vazgeçilmez sebzesidir.

Maydanoz, ülkemizde ticari olarak Akdeniz, Ege ve büyük çaplı olarak Marmara bölgelerinde üretilirken, uygun iklim koşullarında bütün bölgelerimizde bahçelerde küçük çaplı olarak yetiştirilir.

Maydanoz Akdeniz ülkelerinin bitkisidir. İspanya, Yunanistan. Fas, Cezayir ve Tunus da bol miktarda yabani maydanoz bulunduğu bildirilmektedir. Yetiştiriciliği M.Ö. 4000 yıllarına dayanır.

Maydanoz normal olarak iki yıllık bir kültür bitkisidir. Birinci yıl yaprak ve yeşil aksamını, ikinci yıl ise çiçek ve tohumlarını oluşturur. Bunun yanında kökler toprak içinde uzun seneler kalabildiği için çok yıllık bitkiler grubunda da görülür. Ülkemizde yılda 32.000 ton maydanoz üretimi yapılmaktadır.

Bir tutam maydanoz ile gelen sağlık

Güzellikten yemeklere kadar her şeyde kullanılan maydanoz, sağlık açısından da çok yararlı.

Bir tutam maydanoz günlük C vitamini ihtiyacını karşılarken, toksinlerin vücuttan atılmasını sağlıyor, kanı temizliyor, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geliyor…

Maydanoz, ülkemizde ticari olarak Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde yetiştiriliyor. Maydanoz, toprak istekleri bakımından seçici değildir. Rutubetli ve sulak toprakları sever. Ağır olmayan, bitki besin maddelerince zengin bütün topraklarda yetişebilir. Ancak derin bünyeli topraklarda çok iyi sonuç verir.

Kanı alkali yaparak susuzluğu giderir. Damarları genişleterek tansiyonu düşürür.

Kansızlığı giderir.

Hazmı kolaylaştırır iştah açar.

İdrar söktürür , romatizma selülite de faydalıdır.

Regl kanamalarını normale getirir, güç regllerin kolay olmasını sağlar.

Yumurta kanallarını yumuşatarak hamileliği kolaylaştırır.

Kanı temizler,direnci artırır, cildi güzelleştirir.

Salgın hastalıklardan korumayı sağlar.

Kansere karşı korur.

Genç kalmayı sağlar.

Bedeni ruhi bunalımı geçirir.

Karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarında faydalıdır.

Diş kanamalarını geçirir, önler.

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

Mersin

Mersin

Mersingiller ailesindendir. 100 kadar türü vardır. Karadeniz, Ege ve özellikle Akdeniz kıyılarımızda kendiliğinden yetişir. Mayıs-haziran ayları arasında, beyaz renkli çiçekler açan, 1-3 m boylarında, yapraklarını dökmeyen, bir ağaççıktır.

Yapı itibariyle gövde ve dallar şeklinde değil maki görünümündedir. Yapraklar kısa saplı ve karşılıklı, yeşil renkli, derimsi, oval şekillidir ve üzerinde salgı bezleri bulunur. Yaprakları hoş kokuludur. Yapraklarında ve çiçek dallarında reçine, tanen, sinaol, terpen, mirtol, pinen gibi maddeler vardır. Çiçekler beyaz, uzun saplı olup, tek olarak her bir yaprağın koltuğunda bulunur. Mersinde murt, Adana - Hatay taraflarında hambelez, diğer yörelerde mersin denilen meyveleri nohut büyüklüğünde, beyaz üzerine morumsu siyah lekelidir. Meyvenin ortalarında çok miktarda incirinkinden biraz irice olan hafif kekremsi çekirdekleri murt yeme zevkini azaltır. Murtda uçucu yağ, şeker, sitrik asit bulunur.

Mersin bitkisi gün geçtikçe azalmaktadır ve böyle giderse kısa süre sonra neslinin tükenme tehlikesi vardır. Doğal olarak yetiştiği yerler tarım alanı yapıldıkça yaşam alanı daralmaktadır. Merkeze bağlı bazı köylerde kendiliğinden yetişen kaliteli murtlar toplanıp satılmakta ve küçümsenmeyecek paralar kazanılmaktadır. Ancak yinede hiç kimse “murt bahçesi” yapmayı ciddiye almamaktadır.

Mersingiller familyasında yer alan aynı cinsten 1000 kadar bitki türünün genel adı Mersin’dir. Anayurdu Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda olan, kış mevsiminde yapraklarını dökmeyen ve 2-5 metreye kadar boylanabilen ağaç ya da ağaççıklardır. Burada sözünü edeceğimiz, Yabani ya da Adi mersin (M. communis) adı verilen tür, Akdeniz Bölgesi’nin bitkisi olup Batı ve Güney Anadolu kıyı şeridimizde bulunan güneşli ve kurak alanlardaki makiler arasında bol bol yetişmektedir. Üst yüzeyinde pek çok saydam nokta (yağ bezeleri) bulunan yaprakları sert, meşinimsi, kenarları düz, küçük, üzeri koyu yeşil, altı daha açık yeşil ve tam ortası boydan boya çizgili olur. Mersinin yaz ortasından sonbahara kadar açan altın renkli erkek organlı beyaz çiçekleri ve yuvarlak kesitli, kırmızımsı renkte dalları vardır. Bitkinin ikinci yılında dalları bej renge dönüp odunsulaşır. Başlangıçta etli ve beyaz olan meyveleri, olgunlaştığında koyu mavi-siyah renge döner. Mersin bitkisinin dal, yaprak, çiçek ve meyveleri hoş kokuludur. Bitki, döktüğü tohumlarla kendiliğinden çoğalır ya da gövde çelikleriyle üretilir.

Mersinin yaprak ve çiçekli dallarında tanen, reçine, acı birtakım maddeler ile uçucu yağlar; meyvelerinde yüksek oranda A vitamini, tanen, şeker ve asitler bulunur. Tatlı ve hoş kokulu meyveleri pazarlarda satılır ve yenir. Körpe yaprakları ise, defne gibi, et yemeklerine çeşni vermesi için kullanılır.

Kullanıldığı yerler:

Murt dalları talvar (gölgelik) yapımında, Tak, Düğün salonu, sahne, kürsü süslemede, kesme çiçek tanziminde kullanılır. (Veya kullanılırdı) Murt; Mesane iltihaplarını giderir. Nezlede faydalıdır. Akciğer iltihaplarında kullanılır. Bel soğukluğunda faydalıdır. İshali keser. Mide ağrılarını giderir. Egzamada faydalıdır. Saçları boyamakta kullanılır. Bitkinin yaprakları, çiçekli dalları ve yapraklarından elde edilen uçucu yağ (Mersin esansı) kullanılır. Yaprak ve meyveler kabızlıkta, mikrop öldürücü, iştah açıcı, kan dindirici, antiseptik ve hâricen yara iyi edici olarak kullanılır. Taze yapraklarından, su buharı distilasyonu ile “Mersin Esansı” elde edilir. Bu esans renksiz, akıcı, özel kokulu ve yakıcı lezzetlidir. Takriben 100 kg yapraktan 300 gr esans elde edilir. Mirtenol, sineol ve terpenler ihtivâ ederler. Gıda ve parfümeri sanayisinde kullanılan önemli bir ham maddedir. Yöresel olarak şeker hastalığına karşı da (günde 10 damla) kullanılır. Mersin meyveleri uçucu yağ, tanen, sekerler ve organik asitler ihtivâ eder. Antiseptik özelliği de bulunan meyveler yemiş birkaç gün bozulmadan bekleyebilir.

Tıbbi Etkileri ve Kullanımı

Bitkinin tıbbi etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöyle özetlenebilir:

• Peklik verici ve özellikle çocuklarda diyareyi kesicidir.
• İştah açıcıdır.
• İdrar yolları enfeksiyonlarında antiseptik etkisi vardır.
• Doku ve damar büzücü niteliği nedeniyle kanı dindirici etkileri görülür.

Sayılan bu etkilerinden yararlanmak üzere, bitkinin yapraklan her mevsimde toplanır ve gölgelik, havadar bir yerde kurutulur, 1 tatlı kaşığı kurumuş mersin yaprağı üzerine 4 bardak kaynar su dökülüp 10-15 dakika süreyle demlendirilerek hazırlanan infüzyon, günde iki kez birer bardak içilir.

• Mersin, antiseptik etkiler taşır. Bu etkisinden yararlanmak üzere, bitkinin yaprakları suda kaynatılıp buharı damıtılarak elde edilmiş ve piyasada satışa sunulmuş suyu, dıştan bedene uygulanır.
• Ayrıca A vitamini yönünden zengin olan mersin meyvesinden şurup yapılarak içilmesinin, görme yeteneğini artırdığı ileri sürülmektedir.

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

Mandalina

Mandalina

Mandalina, ılıman iklimde yetişmekte olan turunçgiller (Rutaceae) familyasına ait bir meyve türü. Turuncu, sarı renklerde olan mandalina, etli ve sulu bir yapıya sahiptir.

Bilimsel sınıflandırma

Alem:
Plantae

Bölüm:
Magnoliophyta

Sınıf:
Magnoliopsida

Alt sınıf:
Rosidae

Takım:
Sapindales

Familya:
Rutaceae

Cins:
Citrus

Tür:
C. reticulata

Nova, Kinnow, Fremond, Klausellina, Robinson, Okitsu, Satsuma, Ankor, Clemantin, Fortune, Yerli, Lee, Fairchild Marisol, Minneola, Ortanik, Kara, Ovari çeşitleri vardır.

Erkenci türleriyle sonbaharın başlarında piyasaya çıkan ve kış ortasında son turfandaları yenilen mis kokulu, hoş tatlı mandalina meyvesini veren Mandalina ağacı, Turunçgillerdendir (Narenciyeler). Anayurdu büyük olasılıkla Çin ya da Laos olan mandalina ağacı, ülkemizde başta Akdeniz ve Ege bölgelerinin kıyı şeridi olmak üzere Karadeniz ve Marmara bölgelerinin bazı kesimlerinde yetiştirilmektedir.

5-8 m’ye kadar boylanabilen bu hep yeşil ağacın, toprakta derine uzayan sağlam bir kök yapısı, ince ama dikine boylanan bir gövdesi vardır. Düzgün yapılı dallarında koyu yeşil renkli, portakalınkinden küçük ve sivri, üzeri parlak ve düz olan yaprakları yer alır. ilkbaharda ağacın bir yıllık sürgünlerinin ucunda ya da yaprak koltuklarında açan çiçekleri beyaz renkli ve çok hoş kokuludur. Bu çiçekler, mandalina türlerine göre sonbahar başı, ortası ve sonunda olgunlaşıp mandalina meyvesine dönüşür.

Genelde portakaldan küçük olan bu meyveler, üstten ve alttan basık yuvarlak biçimli, turuncu renkli kabuğu gevşek, bol kokulu ve sulu eti hoş tatlı olur. Yurdumuzda yetiştirilen önemli çeşitleri içinde soğuğa en dayanıklı olan ve erken olgunlaşanı satsuma (Rize) mandalinasıdır.

Satsumadan sonra olgunlaşan klemantin çeşidi, ince kabuklu, az çekirdekli, güzel kokulu, bol sulu ve az çekirdekli olur. Yerli (Bodrum) mandalinaları ise geç olgunlaşır ve bol çekirdekli olur. Bunlardan başka, daha az oranda üretilen mandalina türleri de vardır. Mandalina meyvesi genelde taze olarak yenildiği gibi, reçeli, marmeladı, meyve suyu ve şerbeti yapılarak da tüketilir. Kabuğundan esansı çıkarılır.

BESİNDEĞERLERİ

100 gr. taze mandalinanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 46 kalori; 0,8 gr. protein; 11.6 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 18 mgr. fosfor; 49 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 126 mgr. potasyum: 7,8 mgr. magnezyum; 420 IU A vitamini: 0,06 mgr. B1 vitamini; 0,2 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini; 0,067 mgr. B6 vitamini; 7,4 mcgr. folik asit ve 31 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

Mandalina, içerdiği zengin ve doğal C vitaminiyle, bedenimizin hastalıklara karşı direnme gücünü artırır.

Yüksek orandaki potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur.

İçerdiği antioksidan maddelerle bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.

Kalp hastalıklarına karşı şaşırtıcı bir ilaç olma özelliği taşır: Çünkü kötü kolesterol düzeyini düşürür. Kılcal damarlardaki kan dolaşımını hızlandırır. Damar hastalıklarına karşı bedeni korur.

Sağlığa yararlı bütün bu önemli etkilerinden yararlanmak için mandalinanın taze olarak istendiği kadar yenilmesi öğütlenir

Şifalı Bitkiler doc.alican | 22 Haz 2008

Limon

Limon

Limon, ılıman iklime sahip bütün memleketlerde kültür şekilleri yetiştirilen yaprak dökmeyen, uçucu yağ taşıyan küçük ağaçların meyvesidir. En çok bilinen Narenciye türlerinden biridir.

Bilimsel sınıflandırma

Alem:
Planae

Bölüm:
Magnoliophyta

Sınıf:
Magnoliopsida

Alt sınıf:
Rosidae

Takım:
Sapindales

Familya:
Rutaceae

Cins:
”Citrus”

Tür:
C. × limon

Binominal adı

”Citrus × limon”

Yumurta biçiminde, kabuğu güzel kokulu, suyu ekşi olan meyvedir. Kabuklarından limon esansı çıkarılır. C vitamini, şeker, müsilaj, sitrik asit ve tuzları bakımından zengindir.

Kullanıldığı yerler:

Ateşi ve tansiyonu düşürür. Kanı temizler. Susuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve romatizmada faydalıdır. Gribin çabuk atlatılmasını sağlar. Mide, bağırsak ve idrar yollarındaki mikropları öldürür. Gıda zehirlenmesini önler. İdrar söktürür. Böbrek ve mesane kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Yüzdeki sivilceleri geçirir. Cildin güzelleşmesini sağlar. Karaciğer hastalıklarında faydalıdır. Dişleri beyazlatır ve diş etlerini kuvvetlendirir. Nezlede şikayetleri geçirir. Skorbüt hastalığında faydalıdır. Boğaz ve bademcik iltihaplarının giderir. İshali keser. Kansızlığı önler. Fazla aybaşı kanamasını önler. Nasırları söker. Mide ağrılarını dindirir. Baş ağrılarını ve vücut ağrılarını keser. Yüz çillerinde faydalıdır.

LİMON NEDEN EKŞİDİR?

Bu soru ‘limonun ekşi olmasına yol açan nedir’ şeklinde sorulsaydı cevabı basitti, ‘içindeki asit oranı.’ Ekşiliğin asit oranının yüksekliğinden kaynaklandığı kabul edilir ama ikisi arasındaki bağ bu kadar basit değildir. Değişik asitler farklı tatlardadırlar. Ekşilik asidin miktarı ve çeşidinin yanı sıra gıdanın diğer bileşenleri özellikle şekerlerin varlığı ile de ilgilidir.

‘Limonun tadı niçin ekşidir’ sorusunun cevabı ise tam belli değildir. Tabiat kurallarına göre limonun ekşi olmaması gerekiyor. Limon parlak renkli, hoş kokulu bir meyvedir. Meyve ise bitkide tohumlan taşıyan organdır. Genellikle tatlı, sulu ve etli olur. Meyvelerin en temel görevlerinden biri tohumların olabildiğince uzak bir alana yayılmalarını sağlamaktır. Böylece tohumların ana bitkinin dibine düşerek onun besinini bölüşmesi ve burada çimlenen fidelerin sıkışık biçimde büyümeleri önlenmiş olur.

Bazı meyve türlerinde tohumlar paraşüte benzeyen tüy demetlerinin yardımıyla uçarak bitkiden uzaklaşırlar. Bazı kuru meyveler kendiliklerinden yarılıp açılırlar ve bitki rüzgarda sallandıkça tohumlan çevreye saçılırlar. Bazıları ise birdenbire patlayarak tohumlarını hızla çevreye fırlatırlar. Doğadaki meyvelerin çoğunluğunda ise tohumlar başta kuşlar olmak üzere çeşitli hayvanlar tarafından çevreye yayılırlar.

Meyveler parlak renkleri, hoş kokuları ve tatları ile hayvanların dikkatlerini çekerler. Hayvanlar, yedikleri meyvelerin etlerini sindirip sert çekirdeklerini yani tohumlarını dışkılarıyla kilometrelerce öteye atarlar. Böylece tohumların çok uzaklara yayılmalarına aracı olurlar.

Limon meyvesinin etli içi o kadar ekşidir ki, insanlar tarafından doğrudan yenmez, daha çok sıkılarak yemeklere, salatalara, içkilere katılır. Öyleyse limonu diğer meyvelerden ayıran nedir? Niçin tadı, hayvanların ilgisini çeksin, tohumları dağılabilsin diye tatlı değildir?

Aslında limonun ekşi tadından hoşlanan başta maymunlar olmak üzere birçok hayvan vardır. Bunların gerçekten ekşi tattan hoşlandıkları için mi limon yedikleri yoksa vücutlarındaki C vitamini dengesini sağlamak için içgüdüsel olarak mı böyle davrandıkları tam bilinmemektedir.

Anayurdunun Hindistan’ın kuzeybatı kesimleri olduğu sanılan limon ağaçları yüzyıllardır Güney Asya’da ve Anadolu’da yetiştirilmektedir. 12. yüzyılda Araplar tarafından İspanya’ya götürülmüş ve oradan tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Turunçgillerin en önemli özelliği eski çağlardan beri insanlar tarafından bilinçli olarak yetiştirilmeleridir.

Turunçgiller ailesinin fertlerini yani limon, portakal, turunç ve greyfurtu ticari olarak sınıflandırmak oldukça kolaysa da türlerin bitki bilimi açısından ayırt edilmesi son derecede güçtür, çünkü günümüzde birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilen turunçgiller fertlerinin yüzyıllar boyu melezlenerek nasıl oluştuklarını, hele tabiattaki ilk hallerini kestirmek zordur.

Limon ağaçları hala üstün nitelikli ağaçlardan alınan sürgünlerin dayanıklı anaçlarla çapraz şekilde aşılanmaları yolu ile çoğaltılırlar. Bu iş için de anaç olarak genellikle tadı ekşi ve acı olan turunç ağaçlan seçilir.

Görünen odur ki, limona ekşilik tabiat tarafından verilmemiştir. Muhtemelen ilk limonlar tatlıydı. Tohumlarının saçılması için artık hayvanlara ihtiyacı kalmayan limon, insanlar tarafından sürekli aşılanarak istenilen özelliği kazanması sağlandı ve ekşi hale getirildi.

Next Page »


eXTReMe Tracker